Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 101. yılı kutlu olsun.

Atatürkçülüğün temel ve değişmez ilkeleri toplumu ve kendisini harekete geçiren şartları ustalıkla hesaplanmış, ortak aklın beklentilerini özlemlerini hem sosyal hem siyasal alanlarda anlamlandırması ile ortaya çıkmıştır.

Atatürkçülük tarihsel bir oluşun Türk Milleti'nin için için başlayan gelişmesi boyunca, ideolojik ihtilaller çağında, varmış olduğu bir aşamanın fikir ve eylem programıdır. Bir sentezdir. Yani gerçeğin daha derin bir şekilde bilinmesine imkan sağlayarak güçlü, erdemli yeniliğe gelişime açık yeni bir oluşumdur.

Atatürk,

Tarihin tarihimizin kaydettiği en büyük, ilerici, engel ve tehlikelerden korkmadan girişken  eylem adamlarından biridir.

Türk hareketini dünya akımlarına bağlamıştır.

'' İşte Efendiler! Yeni Türkiye Devleti, cihana hakim o büyük ve kudretli fikrin Türkiye de tecellisidir."

Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923 Pazartesi günü saat 18:45 ile 20:30 arasında gökyüzünden indirilmiş değildir ve 158 milletvekilinin oylarıyla " alelacele " verilmiş bir karar sonucu da değildir.

Bu hızlı oluşumun sürecinde yakın geleceği görmek ve hesaplamak kolay değildi.

 Saltanat kaldırılmış,  Cumhuriyet ilan edilmiş, üstelik;  ' Bu milletin başına bu kadar beladan sonra bir de Cumhurreisi seçimi derdini sarmaya ne gerek var...' sözlerinden bir yıl sonra Cumhuriyet ilan edilmiştir. Ve bu sözlerin sahipleri silah ve dava arkadaşlarının içinden muhalefet olanlardır.

Tarık Zafer Tunaya

Atatürk'ün 100. doğum yılı anısına yazdığı 'Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük adlı kitabının 12.  Bölümünde

Milli İktidarı, Halk Hükümetini kısaca şu şekilde  tanımlar

" Değişen ve yeni kurulan düzenler arasında, yaşayan, yaşamak isteyen tek unsur artık millet niteliğini kazanmış olan Türklerdi. Değişmeyen de O'ydu: Türk milleti...

Cumhuriyet, Türk milletinin ve Yeni Türk Devleti' nin kalıcı şartı kabul edilmiş ve 1924 Anayasasının 102. maddesi ile hukuki teminata bağlanmıştır. :

     " İş bu kanunun şekli Devletin Cumhuriyet olduğuna dair 1. Maddesinin değiştirilmesi ve bozulması hiç bir suretle teklif dahi edilemez."

      Ve Atatürk, " Cumhuriyet" in fiili teminatını ise, orduda ve Cumhuriyet fikriyle yetiştirilecek yeni nesillerde görmüştür.

     Laik Türkiye Cumhuriyeti'nde din kişisel alanda kalacak, sosyal düzeni ilgilendirdiği, alanda Devlet müdahalesini davet edecektir. Yani düzenleme alanına girecektir. Bundan böyle din ödevi Devlet ödevi olmayacaktır. Osmanlı İmparatorluğu'nda  Halifeye itaat Tanrıya itaat sayılırken, Türkiye Cumhuriyeti' nde  Cumhurbaşkanı ile birey arasındaki ilişkinin ilahi bir tarafı yoktur.

      Bir memleket düşünün bir çeşit sömürge olmuş, içi tamamen boşaltılmak istenmiş, bağımlılık devlet politikası haline gelmiştir. İlmin kendisi olduğuna inanan, her türlü yeniliği korkunç olarak nitelendiren, metafizik bir işleyişin sunucusu sayar kendini. Millilikten yoksun, o memlekette ne yapabilirsiniz, nasıl dünya politikasında aktif bir rol alabilirsiniz? Sadece barbar toplum hikayelerinde gelişmiş ülkelerin dilinde, onların ihtiyaçlarını gören hizmetkarları olursunuz

     Yeni bir devlet kurmak istiyorsunuz ve yapabileceğiniz tek şey bunları ortadan kaldırmaktır. Bu zihniyet ile yeni bir devlet kadrosu oluşturamazsınız. Yapılabilecek tek şey kaldırmak ve bu zihniyeti korumak isteyenlerle savaşmak. Laikliğin gerçek amacı köklü bir değişimi gerçekleştirme sistemidir.

Atatürk politikasının ilk kuralı Osmanlı düzenini devam ettirmemektir ve kesin karardır. Medeni bir kafa medeni ülkeleri taklit etmek değil kendi düzenini kurmak ve  örgütlenmektir. Siyasal ve sosyal alanda çağdaşlaşmak eski ve yeniyi bir arada yaşatmaktan, teokrasiden, tavizcilikten kurtuluştur. 

Laiklik çağdaşlaşmanın demokratik cumhuriyetin garantisidir. Çağdaş kamu hukuku bunu emreder.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 101. yılı kutlu olsun.